1 Aralık 1918’de kurulan ve ”Birinci Yugoslavya” olarak da adlandırılan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı homojen bir nüfusa sahip olabilmek için Türk ve Müslüman halk göçe zorlanmıştır. Bu göçler Türkiye Cumhuriyeti’nin Balkan Paktı çerçevesinde oynadığı aktif rolün etkisiyle 1935 yılına doğru azalmaya başlamıştır. 8

1931 sayımına göre Yugoslavya’da 132.924 Türk bulunmaktaydı. Güney Sırbistan’da, Makedonya’da ve Kosova’da yaşayan Türkler geçimlerini mülkiyetinin de büyük bir kısmına sahip oldukları topraktan sağlamaktaydılar. 1918’de Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı kurulduktan sonra büyük bir toprak reformu yapılmış ve Türkler büyük ölçüde maddi kayba uğramışlardır.

Yugoslavya’da 1929 yılında ilan edilen “6 Ocak Diktatörlüğü”, tüm demokratik faaliyetleri askıya aldığından Türklerin zaten sınırlı olan hak ve özgürlükleri tamamen kaldırılmıştır.

1930’lu yıllarda Türk-Yugoslav ilişkileri, gelişen belirsizlik ortamında revizyonist devletlere karşı yapılan bir dizi antlaşmayla ve Balkan Paktının kurulmasıyla iyice gelişmiştir. Fakat bu dönemde Yugoslavya’ya Türkleri konusunda sadece 1936’da Yugoslav Başbakanı Toyadoniç’in ziyareti sırasında yayınlanan bildiride “Kültür ilişkilerinin geliştirilmesine çalışılacaktır” ibaresi yer almıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte 6 Nisan 1941 ‘de Almanya ve müttefiklerinin Belgrad’ı bombalamasıyla birlikte Yugoslavya savaşa dahil olmuş ve işgal edilmiştir. Makedon ve Arnavut milliyetçiliğinin etkisi altında kalan Yugoslavya Türkleri İkinci Dünya Savaşı boyunca baskı ve zulüm görmüşlerdir. Bu baskı altında “Herkese Eşitlik” vaadiyle ortaya çıkan Yosip Broz Tito’nun yönettiği Halk Kurtuluş Savaşı’nı desteklemişler ve bölgelerindeki faşist işgalcilere karşı savaşlara katılmışlardır.

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra 11 Kasım 1945’de yapılan seçimlerde Halk Cephesi İktidara gelmiş, 29 Kasım’da ise “Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti” kurulmuştur.

Kurulan bu sosyalist cumhuriyetin ilk yılları Yugoslavya’daki Türkler için beklenenin aksine eşit haklar değil, planlı bir asimilasyon politikası uygulanmıştır. Türk okulları kapatılmış, öğretmenleri okullardan uzaklaştırılmış, Müslümanlığın gerekleri yasaklanmış ve Türklerin örf ve adetlerinden uzaklaştırılarak Slavlaştırılmasına çalışılmıştır. Komünizmin Türkler için oluşturduğu tehlikeleri sezen Yugoslavya Türk aydınları, Üsküp Türk Konsolosu Emin Gerçek ve Belgrad Büyükelçişi Kamil Koperler ile temas kurularak “Yücel” adı verilen bir teşkilat kurulmuştur. 9

Yücel teşkilatı Yugoslavya’daki Türklerin benliğini komünizme ve Slavlığa karşı korumuş, Türk okulları, Türk öğretmeni yetiştirme kursları açmış, birçok milliyetçi öğretmeni Türk okullarında görevlendirilmiş, okuma kitapları basmış, Türkçe gazete çıkarmış ve Üsküp Radyosu’nda Türkçe yayın yapmıştır.

Yücel teşkilatı, 1944 yılında Şuayip Aziz Yücel adında bir Türk tarafından teşkilatlandırılmıştır. Bu teşkilat 1947 yılında Yugoslav ajanları tarafından ortaya çıkarılmış ve üyeleri tutuklanmıştır. 1948 yılında Yücel’in dört lideri idam edilmiş ve 43 kişi de çeşitli yıllarda ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır. Yücelcilerin iki karşı blokta yer alan Yugoslavya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kurbanı oldukları iddia edilmektedir. Yugoslavya’da bu olaylar olurken de Türkiye’den herhangi bir tepki gelmemiştir. 10 Yücel teşkilatının imha edilmesiyle birlikte Yugoslavya’daki Türklere yapılan baskılar sonucunda iktisaden çeşitli yollarla varlıkları sömürüleren birçok Türk ailesi Türkiye’ye göçe zorlanmışlardır. 11

Arnavutluk’ta Enver Hoca ve Yugoslavya’da Tito liderliğindeki komünist yönetimler diğer doğu Avrupa ülkelerindeki komünizmden farklılıklar göstermişlerdir.Bu ülkelerdeki komünist yönetimle Soyvet zorlamasıyla oluşmamıştır. İkinci Dünya Savaşında Alman işgaline karşı Yugoslavya’da komünist partisinin oluşturduğu direniş kuvvetleri ülkelerinin bağımsızlığı için savaşmışlar ve savaşın sonunda da ülke yönetimini kontrol altına almışlardır. Gelişmeler Sovyet Rusya’nın yardımı ve tesiri ile oluşmadığından Yugoslavya ve Arnavutluk Moskova’ya karşı daha bağımsız tutum takınabilmişler ve bir süre sonra da Moskova’dan kopabilmişlerdir. Bu bağlamda Balkan’lardaki komünist ülkeleri kendi etrafında toplamak düşüncesinde olan Tito Yugoslavyası Sovyetlerin tepkisini çekmiş ve 26 Haziran 1948’da Kominform’dan ihraç edilmiştir.

Yugoslavya’nın Kominform’dan ihracı ile birlikte dış politikasında da değişiklikler meydana gelmiştir.Daha önce ayrı kutuplarda bulunan Türkiye-Yugoslavya ilişkileri bu gelişmeden sonra normalleşme dönemine girmiştir.

Yugoslavya’nın uyguladığı yeni politikalar, Türklere de daha fazla özgürlükler getirmiştir. Komünizmin Türk azınlığında yarattığı huzursuzluğu Eğitim ve Kültür faaliyetlerinde görülen bu iyileşmeler hatta 1951-1952 yılından itibaren Batı Makedonya’da Türk okullarının açılması bile 1953 yılında oluşan serbest göçü engelleyememiştir.

1950 yılından önceki göçlerle ilgili olarak Türk vatandaşlarının Yugoslavya’da emlaklarının tasfiyesine dair 5 Ocak 1950’de bir protokol imzalanmıştır. Bu protokolle Türk emlakı, alacaklarının ve değerleri tespit edilecekti. Bu tespit için Türkiye’den gönderilen heyet 1953 yılına kadar müspet bir sonuca ulaşamamış ve alacakların münferit yerine topluca hesaplanarak ödenmesine karar verilmiştir. 12

1953 yılında başlayan göç dalgası 1967 yılına kadar sürmüş ve serbest göçmen olarak 175.392 Türk göç etmişlerdir. 13 Yine aynı yıl yapılan nüfus sayımına göre Yugoslavya’da 259.535 Türk yaşamaktaydı. Göçler sonucunda 1971 yılında ise 129.000 Türk kalmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti Yugoslavya ile 1953 yılında serbest göç antlaşmasının imzalanmasının sorunu çözeceğini düşünmüştür. Bu düşünce göçün bu kadar yoğun olmasında etki olmuş, Türkiye dışındaki Türklerin varlığını sürdürmesine ve Türk kimliğinin yaşatılmasına yönelik politikalar etkili olarak uygulanamamıştır.

Göçün devam ettiği yıllarda Türk azınlığa yeni hakların verilmesine devam edilmiştir.1954 yılında Türk öğretmen okulu açılmış, 1958 yılına kadar 18 Türkçe ders kitabı yayımlanmıştır.

Göçün durduğu 1967 yılında Sırp, Makedon ve Arnavutların Türklere yaptıkları baskılarla asimilasyon politikası ise etkisini iyice artmıştır.Yine de bu dönemde Yugoslavya’da yaşayan Türklerin sahip oldukları hak ve özgürlükleri diğer Balkan ülkelerinde yaşayan Türk azınlıklarınkinden çok daha fazladır. Bu konuda Yugoslav Türklerinin mücadeleleri ve haklarını aramak için teşkilatlanmış olmaları da gözden kaçırılmamalıdır.

1970’li yılların başlarında Ohri’de Türk lise sınıfının açılması sağlanmış, Türkçe radyo ve televizyon yayını yapılmaya başlanmış ve Türk kültür-sanat dernekleri tekrar kurulmuştur.

1980 yılında ölen Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’dan sonra cumhuriyetler arasında doğan otorite boşluğu sonucunda dialog kopma noktasına gelmiştir. Sırplar, Yugoslav Federasyonu içinde 1985’den itibaren Sırp milliyetçiliğini sistematik olarak uygulamaya koymuşlardır. Sırp, Hırvat ve Slovenler arasında silahlı çatışmaya kadar varan antlaşmanın ardından 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın federasyondan ayrılma kararıyla, Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti parçalanmıştır.Yeni bağımsızlığına kavuşan cumhuriyetler arasında Türkler çoğunlukla Makedonya’da yaşamaktadırlar.Makedonya ‘da Makedon ve Arnavutlardan sonra en büyük etnik topluluk Türklerdir.Bu yüzden yeni kurulan Makedonya’nın anayasasında da Türkler azınlık olarak değil kurucu millet olarak tanımlanmışlardır

 

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=